Neden Bilim İnsanları Hatalar Hakkında Konuşmak Yerine Fısıldaşmayı Tercih Ediyor?
Dışarıdan bakıldığında "kendi kendini düzelten kusursuz bir sistem" gibi görünen bilim dünyasında, işleyişin hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı. 50.000 araştırmacıyı kapsayan dev bir çalışma, kimyagerlerin tespit ettikleri hataları literatüre kaydetmek yerine, "fısıldaşarak" geçiştirdiğini kanıtlıyor.
Şafak Gezer
Kimyasal Değerlendirme Uzmanı / İçerik Üreticisi
Dışarıdan bakıldığında "kendi kendini düzelten kusursuz bir sistem" gibi görünen bilim dünyasında, işleyişin hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı. 50.000 araştırmacıyı kapsayan dev bir çalışma, kimyagerlerin tespit ettikleri hataları literatüre kaydetmek yerine, "fısıldaşarak" geçiştirdiğini kanıtlıyor.
Bilimin temel vaadi şeffaflık ve tekrarlanabilirliktir. Ancak École des Ponts’ta araştırma dürüstlüğü sorumlusu olan Frédérique Bordignon’un son araştırması, kimya literatürünün bu vaatten giderek uzaklaştığını gösteriyor. ACS ve RSC gibi prestijli kuruluşların dergilerinde yayın yapmış araştırmacılarla yürütülen çalışma, modern akademinin etik sınırlarını zorlayan bir "sessizlik kültürünü" ifşa etti.
Rakamlarla "Fısıltı" Kültürü
Araştırmaya katılan kimyagerlerin %88’i, meslektaşlarının çalışmalarında hata bulduğunu belirtiyor. Ancak asıl sorun, bu hataların nasıl ele alındığında yatıyor:
-
%42'si hatayı düzeltmek için resmi yollar yerine özel e-postalar veya yüz yüze görüşmeleri ("arka kapı diplomasisi") tercih ediyor.
-
Hataların PubPeer gibi halka açık platformlarda tartışılma oranı sadece %2.
-
Resmi bir yalanlama veya düzeltme yazısı yazanların oranı ise sadece %4.
Bu veriler, hataların "kamusal bir kayıt" yerine "özel bir sohbet" konusu olarak kaldığını gösteriyor.
"Hakem Ne İsterse O Olsun" Baskısı
Raporun en sarsıcı bulgusu ise "akran denetimi" (peer review) sürecindeki güç dengesizliği. Araştırma, yazarların makalelerini yayınlatabilmek adına, hakemleri tatmin etmek için bilerek yanlış veya eksik bilgi eklediğini ortaya koyuyor.
Bordignon bu durumu şu sert sözlerle özetliyor:
"Yazarlar bazen hakemleri tatmin etmek için baskı hissederler ve kendi verilerine dayanarak tam olarak doğru olmadığını, hatta yanlış olduğunu bildikleri şeyleri makaleye ekleyebilirler."
Moleküler onkolog Jennifer Byrne ve Chris Brewin gibi uzmanlar, bu durumun dürüstlüğün hakem onayına kurban edilmesi anlamına geldiğini ve özellikle kariyerinin başındaki genç araştırmacılar (ECR) üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu vurguluyor.
Neden Susuyoruz?
Araştırmacılar, bir hata bulduklarında neden resmi süreci başlatmaktan kaçınıyor? Anket sonuçlarına göre bunun üç temel nedeni var:
-
Zaman ve Bürokratik Yük: Resmi düzeltme süreci, yoğun tempo içinde "uğraşmaya değmez" bir engel olarak görülüyor.
-
Sosyal Hiyerarşi ve Korku: Genç araştırmacılar, kıdemli bir hocanın hatasını ifşa etmenin kariyerlerine zarar vereceğinden veya "nezaketsizlik" sayılacağından çekiniyor.
-
"Sonucu Değiştirmiyor" Algısı: Katılımcıların %47'si, hata çalışmanın ana sonucunu değiştirmiyorsa müdahaleye gerek duymuyor.
Zehirli İzler ve "Doomed Experiments"
Hataların düzeltilmemesi, literatürde "zehirli izler" bırakıyor. Düzeltilmeyen her makale, o çalışmayı referans alarak yola çıkan başka bir araştırmacının aylarını, hatta yıllarını "başarısızlığa mahkum deneylerle" (doomed experiments) harcamasına neden oluyor.
Yazarların %50'si kendi çalışmalarında hata bulduğunu itiraf etse de, bunların üçte biri konuyu sadece özel yazışmalarla geçiştiriyor. Bu durum, bilimsel "özen yükümlülüğü"nün (duty of care) açık bir ihlali olarak değerlendiriliyor.
Karşı Görüş: Bilim Kendi Başının Çaresine Bakar mı?
Tüm uzmanlar karamsar değil. Sosyolog David Peterson, bilimsel ekosistemin "organik" bir eleme yöntemine sahip olduğunu savunuyor. Peterson'a göre, hatalı veya tekrarlanamayan bir çalışma zamanla atıf almayarak doğal yoldan "ölür". Araştırmacıların her küçük hatayı temizlemekle vakit kaybetmesi verimliliği düşürebilir.
Ancak Bordignon ve destekçileri, fısıltıların şeffaf bir akademik diyaloğa dönüşmesi gerektiğinde ısrarcı. Çünkü bilimin geleceği, hataların gizlenmesine değil, onlardan ders çıkarılmasına bağlı.
Siz Ne Düşünüyorsunuz? Hiç bir makaledeki deneyi tekrarlamaya çalışıp, yazarların belirtmediği bir hatayla vakit kaybettiniz mi? Yoksa "ufak hatalar" akademinin doğal bir parçası mı? Yorumlarınızı bekliyoruz.
İlginizi Çekebilir
Bir Fincan Kahveden PFAS Gerçeğine: İngiltere'de "Kirlilik Öncelikleri" Tartışması
İngiltere'de bir vatandaşın yağmur suyu giderine döktüğü kahve telvesi nedeniyle ceza alması, çevre denetimlerinin önceliklerini gündeme taşıdı. Kraliyet Kimya Derneği (RSC), bu ilginç olayı referans göstererek su kaynaklarındaki asıl riskin biyolojik atıklar değil, kalıcı kimyasallar (PFAS) olduğunu vurguladı.
Bir Kimya Fabrikasındaki Kazadan Çıkarılacak 4 Kritik İSG Dersi
İş sağlığı ve güvenliği, çoğu zaman sadece mevzuat gereği doldurulması gereken formlar bütünü olarak görülebiliyor. Ancak İngiltere'nin Nottingham kentindeki bir kimya fabrikasında yaşananlar, "kağıt üzerindeki" kuralların sahadaki yansımalarının ne kadar hayati olduğunu acı bir şekilde kanıtladı.
Milyar Dolarlık Kimyasal Bilmece: Bilim Dünyası Neden "Mükemmel Kırmızı"nın Peşinde?
Gökyüzünün mavisi veya ormanların yeşili doğada bolca bulunsa da, laboratuvar ortamında "kusursuz" ve "yok edilemez" bir kırmızı pigment üretmek, modern kimyanın en büyük ve en pahalı hedeflerinden biri haline geldi. Peki, endüstride kartları yeniden dağıtacak bu milyar dolarlık arayışın arkasında hangi moleküler zorluklar yatıyor?